Uzun zamandır düşündüm durdum aklımdakileri yazıya nasıl dökeyim diye, yine boyumdan büyük satırlar birikti bu sayfada. Neyse ki burası benim köşem de ne istersem karalayabilirmişim. Öyle demişti arkadaşım, sormadım da tekrar. Velhasıl en baştan belirteyim; yazacaklarım referanduma dair içime attıklarımdır.
Keşke aksi olsaydı da ben bu cümleyi mütevazılıktan kuruyor olsaydım; ama gerçekten ne belli bir donanımım ne de birikimim var bunları yazmak için. Yalnızca gözüm görüyor. Ne oyunlar dönüyor okuyorum. Aklım almıyor o ayrı, yine de anlıyorum az çok. Hayal kurası gelmiyor insanın, geleceği için heves kalmıyor içinde. Neden biz de bu güzel ülkede güzel günler görmeyelim? Buna izin vermiyor küflü sistem. Peki biz gençler, niye hala aynı sistemi savunuyoruz?
Size de ilginç gelmiyor mu, ben çok şaşırıyorum. Koca koca adamlar - kadınlar ikna turlarında. Gelin bizi dinleyin; hayır deyin, evet deyin. Zaman kaybı, enerji israfı değil mi bunlar? Genel seçimlerde değiliz ki 'iktidara gününü gösterelim' yaygarasına bir derece hak verelim. Kimseye oy vermiyoruz ki, birilerine hizmet edelim verdiğimiz yanıtla. Nasıl da saptırdık konuyu! Her şeyi bulaştırmak zorunda mıyız yüzümüze?
Hangi akıl, hangi gören göz, hangi vicdan, hangi sağlıklı insan 'hayır'da diretir? Bu kadar aleni gözlerimizi boyamalarına nasıl izin veririz? Hayır dedirtecekler kahveden, kayısıdan ve mevcut hükümeti alt etmekten başka ne söyleyebildiler size? O sandıktan zaten evet çıkacak. Siz referandumdan sonra kendinizi düşünün, nasıl anlatırsınızı kendinizi önce kendinize. 'Evet' ama bunlar bize yetmez diyebilmek yakışan, öğretmenlerimizin yetiştirdiği aklı hür vicdanı hür nesillere. Yaptırımın hiç bitmediği, zaman aşımının hiç olmadığı mahkemeler: vicdanlar. Güzel söylemiş diyen. Hiç birimiz kaçamayacağımıza göre vicdanımızdan; yarın değiştiğinde bu ülke çocuklarınız, sizden sonrakiler iyi günler gördüklerinde, ben bunlara karşı çıkmıştım demek acıtmayacaksa canınızı ben niye düşüneyim ki sizi!
Evet dedim diye ertesi gün dünyam daha renkli olmayacak biliyorum. Okudum ben de paketi. Dedikleri gibi, kayısı yok o pakette, iş yok, aş yok... Haklı. Anladığım kadarıyla ne tatlı var ne çikolata. Neyse ki beynim o kadar küçük değil. Daha ötesini düşünebiliyorum. Bu sadece başlangıç. Daha kat edilecek çok yol var ve ben o yoldakilerden olmak istiyorum.
12 Eylül günü demokrasi giyinmiş Türkiye, bizlerle masaya oturuyor. Üzerine tam uymamış olsa da elbisesi, zamanla yakışacak. Bu birliktelik iki tarafa da güzellik katacak. Biz evet diyoruz. İyi günde kötü günde değil; hep daha iyi günler görelim diye atıyoruz imzalarımızı. Bazıları türlü bahanelerle hayır deyip, bu hayırlı işe mani olmaya çalışsalar da olacak bu iş. Ve ne kadar kalabalık olursak, bu ülke o kadar kısa sürede toparlanacak, kendine gelecek. Ne kadar gür çıkarsa sesimiz evet diye, bilin ki güzel günler o kadar yakın olacak hepimize.
Şimdi düşünün, aklınızla, vicdanınızla hayır demek için gerçek bir neden arayın. Çıkar hesaplarını boş verin. Demokrasiden yana mısınız değil misiniz, seçin. İnat etmeyin, gelin 13 Eylül sabahı birlikte mutlu uyanalım...
Meksika korfezinde patlayan BP'ye ait petrol platformunun kapatilmasi konusunda BP'nin elinden gelen cabayi sarf ettigine inaniyormusunuz ?